ALLAH'A
EZELDE
VERDİĞİMİZ YEMİNLER
Allahû Tealâ ezelde bütün zaman parçalarındaki insanları huzurunda toplamış: “Elestü bi Rabbiküm” (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) sualini sormuştur. Evvelce yaşamış ve ölmüş olan, halen yaşamakta olan ve daha doğmamış olan bütün insanlar o anda nefs, ruh ve fizik vücut olarak Allah’ın huzurunda idiler. Hepimizin verdiği cevap şöyle: "Kalû Belâ" (dediler ki; evet!). “Evet sen bizim Rabbimizsin”.7/A'RÂF-172: Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne).
Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”
Bunun üzerine Allahû Tealâ buyuruyor: "Rabbiniz olarak hepinizden yemin istiyorum". Ve soruyor: "Yemin talebimi işittiniz mi?" Hepimiz cevap veriyoruz: "İşittik". "Öyleyse itaat edin ve yemin edin". Hepimiz yemin ediyoruz ve "itaat ettik" diyoruz. Bunun üzerine Allahû Tealâ hepimizi yeminlerimizle taahhüt altına sokuyor. Yeminlerimizle bizleri bağlıyor.
5/MÂİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).
Allah'ın, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah'a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.
Bütün insanlar, nefsleri, ruhları, ve fizik vücutları ile ezelde Allah'a verilen üç yeminle Allah’a taahhütte bulunmuştur. Her vücut kendisi ile alâkalı yemini vermiştir.
Bütün fizik vücutlar, dünya hayatını yaşarken Allah’a kul olacaklarına, şeytana kul olmayacaklarına dair ahd vermişlerdir.
36/YÂSÎN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).
Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.
36/YÂSÎN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).
Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.
Bütün ruhlar dünya hayatını yaşarken, Allah'a ölmeden mülâki olacaklarına (ulaşacaklarına) dair misak vermişlerdir.
13/RA'D-20: Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka).
Onlar, Allah'ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah'a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.
13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Ve onlar Allah'ın (ölümden evvel), Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O'na (Allah'a) ulaştırırlar. Ve Rab'lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.
13/RA'D-22: Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten ve yedreûne bil hasenetis seyyiete ulâike lehum ukbed dâr(dâri).
Onlar, sabırla Rab'lerinin vechini (Zat'ını, Zat'a ulaşmayı ve Allah'ın Zat'ını görmeyi) dileyenler ve namazı ikame edenler, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açıkça infâk edenlerdir. Ve seyyiati, hasenat ile (iyilikle) savan kimselerdir. İşte onlar için, bu dünyanın (güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır.
Bütün nefsler ise dünya hayatını yaşarken tezkiye olacaklarına (arınacaklarına, kontrol altına gireceklerine) dair yemin veriyorlar.
91/ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).
74/MUDDESSİR-38: Kullu nefsin bimâ kesebet rehîneh(rehînetun).
Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar).
74/MUDDESSİR-39: İllâ ashâbel yemîn(yemîni).
Yemin sahipleri (yeminlerini yerine getiren nefsler) hariç.
74/MUDDESSİR-40: Fî cennât(cennâtin), yetesâelûn(yetesâelûne).
Onlar cennetlerdedir. (Diğerlerine) sorarlar.
Ahd, misak ve yeminle, bütün fizik vücutlar, bütün ruhlar ve bütün nefsler Allah’a karşı, kendi yapılarıyla uygun bir taahhüt altına girmişlerdir.
Ezelde Allah’a verilen bu yeminler sebebiyle Allah ile insan arasında bir ahd oluşmuştur. Bu ahd bir sözleşme hüviyetindedir. Taraflardan biri ruh, nefs ve fizik vücut, diğeri ise Allah’tır. Bu sözleşmede ruh Allah'a mülâki olacağına dair, nefs tezkiye olacağına dair, fizik vücut ise Allah'a kul olacağına dair yemin ederek bir taraf oluşturuyor. Allah ise bu yeminleri yerine getirene, sözleşmedeki diğer taraf olarak, dünya ve âhiret saadetini vaad etmektedir.
Yeminlerin yerine getirilebilmesi ruhun, fizik vücudun, nefsin ve iradenin Allah’a teslim edilmesine bağlıdır. Allah’a ulaşmayı dilemek ve 12 ihsanla mürşide ulaşmak gerektir. İradenin teslimi Allah’ın ahdidir, vasiyetidir.
3/ÂLİ İMRÂN-76: Belâ men evfâ bi ahdihî vettekâ fe innallâhe yuhibbul muttekîn(muttekîne).
Hayır, (öyle değil)! Kim (Allah ile olan) ahdini yerine getirir ve takva sahibi olursa, o taktirde muhakkak ki Allah, takva sahiplerini sever.
İrade Teslimini de yapan kişi Allah’ın ahdini yerine getirmiş bihakkın takvanın sahibi olmuştur.
3/ÂLİ İMRÂN-102: Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).
Ey âmenû olanlar, Allah'a karşı “O'nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah'a) teslim olmadan ölmeyin!
50/KAF-32: Hâzâ mâ tûadûne li kulli evvâbin hafîz(hafîzin).
İşte size vaadolunan şey budur (cennettir). Bütün evvab (ruhu Allah'a ulaşarak sığınmış), ve hafîz olanlar (başlarının üzerine devrin imamının ruhu ulaşmış olanlar) için.
3 vücut da yemin etmiştir, Allahû Tealâ da, şanına yakışır bir tarzda vadetmiştir. İşte bu görünmez, yazıya dökülmemiş sözleşme Kur’ân-ı Kerîm'imizde "Allah ile Ahd" olarak geçiyor. Allahû Tealâ’nın dileği insanın 4 teslimini yaparak dünya ve ahiret saadetine ulaşmasıdır.
13/RA'D-20: Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka).
Onlar, Allah'ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah'a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.
74/MUDDESSİR-38: Kullu nefsin bimâ kesebet rehîneh(rehînetun).
Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar).
74/MUDDESSİR-39: İllâ ashâbel yemîn(yemîni).
Yemin sahipleri (yeminlerini yerine getiren nefsler) hariç.
74/MUDDESSİR-40: Fî cennât(cennâtin), yetesâelûn(yetesâelûne).
Onlar cennetlerdedir. (Diğerlerine) sorarlar.
6/EN'ÂM-152: Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah'ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.
Allah ile ahdin ifa edilmesi ve MİSAK-ı selâse'nin (üç yemin) yerine getirilmesi kişiyi Allah’ın dostu payesine, velî payesine erdirir. Yaşarken Allah’a ulaşmayı dileyen kişi sadece Allah’a ulaşmayı dilediği için Allah onu dostluğuna kabul etmiştir. Ama kişi Allah’a kendisini ulaştıracak olan mürşidine ulaştığından itibaren velâyet kademelerinde ilerleyecek Allah’ın dostluğu ve Allah’a dost olma seviyesi artacaktır.
10/YÛNUS-62: E lâ inne evlîyâ allâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Muhakkak ki Allah'ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun olmazlar, öyle değil mi?
Ve böyle kişiler için Allah cennetini vaad buyurmaktadır.
89/FECR-30: Vedhulî cennetî.
Ve cennetime gir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder